Tags

, ,

377103Kızılbaş Alevilik’i tarihsel süreci içerisinde üç temel döneme ayırabiliriz. Birincisi İslam devletleri ile karşılaşana kadar Anadolu ve Mezopotamya’daki Batıni toplulukların inancı olarak yaşadığı dönemdir. İkincisi, İslamiyet’in yayılmasından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar olan Kızılbaş Alevilik’in dönüşüm sürecidir. Üçüncü ise, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra, kamusal alanda ortaya çıkmasıyla beraber toplumsal olarak da farklılaşmış bugünkü Alevilik dönemidir. Bu makalenin konusu olan Kızılbaş Aleviliğin Türk – İslam sentezi ile buluşma dönemi, dönüşüm sürecinin ikinci etabı olarak görülmelidir.

İttihat ve Terakki’nin yarattığı Türk-İslam sentezi, Anadolu’daki tüm halkların kaderini değiştiren, bugüne taşınmış devlet zihniyetinin temelidir. Aleviliğin üzerindeki etkisi çok büyüktür. Çünkü Türk-İslam sentezi ideolojisi Aleviliğin tarihini ve yani kökenini değiştirmiştir. Kızılbaş – Alevi topluluklarını Şamanizm ve Bektaşilik üzerinden Türklükle bağlantılandırılarak manipüle etmiştir. Aleviler’in Horasan’dan geldiği yaygın kanısı da bu propagandayla bağlantılı tarihsel bir çarpıtmadır. Ağırlıklı olarak Alevi dedelerinin sahip çıkarak yaydığı bu iddia, tarihsel temelleri belirgin şekilde zayıf olmasına rağmen, Aleviler’in etnik ve dini kökeni tartışmasını Türk – İslam çatısı altına taşıdığı için tarih boyunca resmi ideolojiler tarafından özel olarak desteklenmiş ve yaygınlaştırılmıştır. İttihat ve Terakki’nin bu manipülasyonu hem resmi tarih kayıtlarına geçerek ve hem de Alevilerin çoğunluğunun hafızasına kazınarak, Anadolu Aleviliğinin bir Türk/Türkmen dini olarak Şamanizm’in devamı şeklinde algılanmasını sağlamıştır. Bu iddiayı sözde kanıtlayan akademik çalışmalarla, aynı zamanda Aleviler’in ‘diğer’ Müslümanlardan farklı oluşunu da Şamanizm köküne dayandırmıştır[ı]. Böylece, Kızılbaş Aleviliğin tarihi Türk- İslam sentezi resmi ideolojisi nasıl istediyse öyle yazılmış ve de İslam’ın ve Türkçe’nin duygu ve kavram dünyasının içinde hapsedilmiştir. Bu iddialar son yıllara kadar, Cemal Şener gibi pekçok Alevi yazarda da karşılık bulmuş ve bunlar neredeyse bilimsel iddialar olarak öne sürülmüştür.

İttihat ve Terakki’nin Türk – İslam çatısı altında tek tipleştirme zihniyeti, Cumhuriyet Dönemi’nde de bir devlet politikası olarak bu defa Atatürk tarafından devam ettirilmiştir. Örneğin İttihat ve Terakki Hareketi’nin Alevi-Bektaşi raporu[ıı], Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da temel alınmış ve yayınlanmıştır. Her ne kadar çoğunluk tarafından Mustafa Kemal’in cumhuriyeti laiklik ilkesi nedeniyle Osmanlı’dan daha ileri ve modern bulunsa da, din ve devlet işlerini ayırmak adına, amacın gerçekte din işlerini tamamen devletin kontrolüne almak olduğu tarihsel sürecinde anlaşılmıştır. Mustafa Kemal ulusal tekleşmeyle birlikte dinde de tekleşmeyi hedeflemiş ve bunu sağlamak için Diyanet Vakfı’nı kurmuştur. Kuran’ı, halkın büyük çoğunluğunun Arapça’yı anlamadığı gerekçesiyle Türkçe’ye çevirtmiş ve en önemlisi yeniden yorumlatmıştır. Bayrak[ııı], Mustafa Kemal’in Diyanet Vakfı üzerinden dine yaptığı asıl müdahalenin, Kuran’ın, Ehl-i sünnet dışındaki inançlara ve Hanefilik dışındaki diğer Sünni mezheplerine yer verilmeyerek ve de Türk-İslam geleneği göz önüne alınarak yorumlanması şeklinde tanımlar. Gerçekten de, Mustafa Kemal’in o dönemde Bektaşi ya da Safi tarikat dergahlarını ve tekke ve zaviyeleri kapatırken camilere dokunmaması, bunun açık ispatıdır. İttihat ve Terakki Hareketi tarafından temelleri atılan ‘tek tip toplum’ esasına dayanan Kemalist Cumhuriyet, Osmanlı’nın ümmet anlayışının tersine ‘Hanefi Müslümanlığı’ ile Türklüğü harmanlayarak ‘Türk milleti’ yaratmaya çalışmıştır.

Bu sürecin Alevilik inanç ve öğretisine bir diğer önemli etkisi de Kürt ve Türk Alevileri arasında derin bir ayrışma yaratmış olmasıdır. En fazla Türk Alevileri olmak üzere, genel olarak Aleviler, resmi ideolojinin etkisi ve baskısı altında -varolmanın da tek koşulu olarak- İslamiyet’in etkisine açık hale gelmiştir. Türk Alevileri, Türk olmanın yanında, ideolojik propagandanın etkisiyle Türk-İslam sentezi içerisinde barınabilmiş, ancak Kürt Alevileri uzun yıllardır devam eden Kürt kimlik çatışmasının etkisiyle, kara propagandanın biraz daha uzağında, böylece Türk-İslam sentezinin tamamen olmasa da daha dışında kalmışlardır. Tarih boyunca etnik farklılıklar benzerliklere göre daha çok öne çıktığından, Türk-İslam ideolojisinin Türk ve Kürt Alevileri arasına soktuğu nifak işe yaramış ve aynı inancın mensubu halkın ruhen ve zihnen ayrışmasına sebep olmuştur.

Dersim’de, yaşlıların büyük çoğunluğunun tanıma amacıyla sorduğu ‘bizden mi yoksa Türk mu’ sorusu da Türk-İslam ideolojisinin sonuçlarından birisidir. Uzun soluklu devlet politikaları nedeniyle, Türklük Dersim Kızılbaşları’nın kavram dünyasında ‘bizden olmayan’ şeklinde karşılık bulmuştur. Bu yerleşik tanımlama biçiminin en önemli yanı, Türklüğe bir etnik referanstan çok, Müslümanlıkla içiçe geçmiş bir kavram olarak vurgu yapıyor olmasıdır. Bunun da tarihsel kökeni vardır, tarih boyunca Türk – İslam devletleri tüm Kızılbaşlar gibi Dersim’e de iyi davranmamıştır. Konuyla ilişkisi nedeniyle not düşeyim; Dersim’de 1937-1938’de yapılan katliamların, aslında bir Kızılbaş soykırımı olup olmadığı, önemli bir tartışma konusu olarak karşımızda duruyor.

Anadolu topraklarında hüküm süren Türk-İslam devletlerince, Kızılbaşlığın resmi olarak ‘dinsizlik’ ve de ‘sapkınlık’ olarak tarif edilmesi ve dışlanması, Kızılbaş Aleviler’e telafisi mümkün olmayan ağır tarihsel bedeller ödetti. Tarih boyunca, Aleviler, devlet baskısı bir yana, resmi ve kamusal alanda da dışlanarak ötekileştirildiler. Bulundukları heryerde ve mahallelerinde dahi toplumsal ayrımcılığa uğradılar, korku içinde inanç ve kimliklerini saklayarak yaşamak zorunda bırakıldılar. Osmanlı’dan başlayarak Cumhuriyet dönemi boyunca da pek çok kez topluca katledildiler. Alevi katliamlarının neredeyse tümü radikal Müslüman veya ülkücü gruplar tarafından ‘dinsiz ve münafıkları öldürmenin sevap olduğunu’ söyleyen -bir kısmı cami minarelerinden yapılan- aleni çağrılarla[iv] örgütlendi ve devletin kolluk kuvvetlerinin gözleri önünde güpegündüz yapıldı. Türk-İslam sentezi ideolojisi Aleviler’in ortak hafızasında kuşaklar boyu aktarılan derin yaralar bıraktı.

Toparlayacak olursak, Cumhuriyet’in de üzerine kurulduğu Türk İslam sentezi tüm bu nedenlerle, Kızılbaş Aleviler açısından İslamiyetle ilk karşılaştığı zamandan sonraki ikinci kırılma noktası olarak görülmelidir. İttihat ve Terakki hareketiyle başlayıp, Cumhuriyetle devam eden bu resmi ideoloji, yalnız Alevileri değil, Kürtleri[v] ve Ermenileri ve diğer pekçok halkları mağdur etmiştir. Tek millet yaratma projesiyle, Anadolu topraklarında yaşayan inanç ve kültürler için dönüşü olmayan bir kültürel yıkım süreci başlamış ve engel görülen halkların tümü asimilasyon, baskı ve kıyım ile ‘rehabilite’ edilmiştir. Burdan hareketle denilebilir ki, Osmanlı’nın İslam temelli ümmetçi devletçiliğinden sonra Cumhuriyet’in Türk-İslam sentezi tabanlı ulus devletçiliği, Anadolu topraklarındaki etnik ve kültürel çeşitlilik için yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olmuştur.

HAYAL HANOGLU

———

[i] Not olarak düşmeliyim, Alevilik bugünkü formuna gelene kadar tarih boyunca elbette pek çok farklı inanış ve kültürden etkilenmiştir, Samanizm de bunlardan bir tanesidir. Ancak burada benim itirazım Aleviliğin köklerinin bilinçli olarak tek bir doğrultuda yönlendirilmesinedir.

[ıı] 1914-1915 yılları arasında, İttihat ve Teraki’nin isteğiyle, Baha Said Bey’in hazırladığı araştırma raporu. Birdoğan, Nejat. İttihad-terakki’nin Alevilik Bektaşilik Araştırması (baha said bey). İstanbul: Berfin Yayınları, 1994

[ııı] Bayrak, Mehmet. Bir Siyaset Tarzı olarak Alevi Katliamları. İstanbul: Öz-ge Yayınları, 2011

[iv] 1980 Çorum katliamı öncesinde camilerden ‘münafıkları ortadan kaldırmak için’ Müslümanlar’ı ‘göreve’ çağıran ilanlar yapılmıştı.

[v] Eyüp Hanoğlu’nun kaleme aldığı ‘Alevi ve kürt sorununun ortak kaynağı: İttihat ve terakki’ adli makalesi İttihat ve Terakki ile ilgili önemli tarihi detaylar paylaşıyor. Hanoğlu, Eyüp. “Alevi ve kürt sorununun ortak kaynağı: İttihat ve terakki..” http://blog.radikal.com.tr//türkiye-gündemi/alevi-ve-kürt-sorununun-ortak-kaynağı-İttihat-ve-terakki-2747

Advertisements