Tags

,

Kenan Evren öldü. Yaptiklarının cezasını çekmeden öldüğü için üzülüyorum. Onun yaptıkları, hepimizin hayatlarımızda öyle ağır sonuçlar doğurdu ki, nesiller boyu unutamayız. 12 Eylül günlerini bilmiyorum ama o darbenin sıcak koşullarında büyüdüm.
Kenan Evren çocuk aklımda iki simgeyle duruyor. Biri babamın bıyıkları diğeri babamın sürgünü. Küçük aklım, devletin babamın bıyıklarını kesmesine anlam verememişti. Ben o çocuk aklımla, 1980 darbesiyle atanmış Tunceli valisi Kenan Güven’in emriyle bölgedeki devlet memurlarına bıyıklarını kesme mecburiyeti getirildiğini nasıl anlayabilirdim ki.. Devletin babamın bıyıklarıyla ne işi olurdu ki? Babam birgün eve bambaşka biri olarak gelmişti. Artık bıyıkları devlet tarafından kesilmiş bir öğretmendi. Elinde olsa öğrencilerine bıyık kesen devleti anlatacaktı ama o sırrı saklayarak, hergün devleti ‘andımız’ı okutarak anlatmak zorunda kaldı.
Ben bir sürgün çocuğuyum. 7 yaşındaydım babam İstanbul’a sürgün edildiğinde, 1984’tü. Babamı benden almış uzaklara sürmüştü. Kenan Evren deyince benim aklıma ilk olarak babama duyduğum hasret geliyor bu nedenle. Daha küçük bir çocuktum ve babamın neden benden uzaklara gitmek zorunda kaldığını anlamıyordum. Ama isyan ediyordum. Biz darbe çocukları böylece isyan etmeyi çok erken öğrendik.
kenan+evren
Kenan Evran çocukluğumuzu, hayallerimizi çaldı. Küçücük bir çocuk olarak, İstanbul’a ayak bastığım gün, koca binaların arasında kayboluşumu hatırlıyorum. Babama kavuşmuştum ama biz niye ordaydık, suçumuz neydi anlamıyordum. Sonra Kenan Evren’in bize kurduğu korku dünyasında suçumuzu kabullendik. Anladık ki devletin büyüklüğü karşısında biz suçluyduk. Çünkü ‘devlet baba’ya gönülden bağlı değildik. Bunun nedeni ister 1938’de dedelerimizin katledilmesi olsun, ister sonradan Kenan Evren’in bizi katletmesi, sürgün etmesi olsun, farketmezdi, biz suçluyduk. Kenan Evren bize suçluluğun mağduriyetle değil, mağduriyetin suçlulukla orantısını öğretti. Ne kadar mağdursanız, demek o kadar suçlusunuz. Devlet bize yaptıklarından dolayı suçlu değildi ama biz devletin bize yaptıklarından dolayı onu sevmediğimiz için suçluyduk. Ve biz bu suçumuzu kabul ettik.

Bir daha da o devletle barışamadım. Çünkü çocuk aklım devleti ilk Kenan Evren’le öğrenmisti. Sonra bütün hayatım, onun bizlere uygun gördüğü ‘devlet muamelesi’ ile şekillendi. Devletin aslında ‘baba’ olmadığını o bize gösterdi. Yıllar sonra, her polis noktasında, kimliğimde Tunceli yazıyor diye gözaltına alınmayı normal karşılama refleksim çocukluğumun o kahredici anılarında gizliydi. 90’lı yllarda birgündü, Istanbul Ankara otobusünden kimliğimde Tunceli yazıyor diye indirilişimi hatırlıyorum. Çantamı didik didik arayan polisin, İstanbul Üniversitesi öğrenci kimliğimi görünce verdiği tepki devlet kodlamasını bana göstermişti; ‘Bak bir de İstanbul Üniversitesi’nde öğrencisin, yani hem Tuncelilisin hem de İstanbul Üniversitesi’nde öğrencisin, işte sen potansiyel bir teroristsin’ demişti bana. Terorist olmaya yetiyordu üzerimdeki kimlik kartlarım. Devletin kodları bu kadar basit, bu kadar aleniydi. Ben bu kodları zaten çok erkenden Kenan Evren’den öğrenmiştim.

Kenan Evren yaptıklarının cezasını çekmeden öldü. Çocukluğumuzun dünyasını kararttığı gibi, memleketin tarihinde bugüne kadar karanlığını hala yaşadığımız bir dönem başlattı. Böyle rahat ölmeyi haketmedi bu nedenle. Tek arzum, onun hiç değilse ben gibi 80’li yıllarda büyüyen çocukların ahına karşılık hapishanede ölmesiydi. Nefret duygusunu ben Kenan Evren’le öğrendim. Bana uzak duygular bunlar ama ne yapayım; ahımız var onda, çocukluğumuzu, hayallerimizi aldı elimizden.. Onun bizde bıraktığı yaraların tarifi zor, tahribatı büyük, telafisi imkansız..

Biz Kenan Evren’i vicdanın cehennemine gönderdik. Bizden aldıkları haram olsun..

Advertisements